@turkisiminimalizm ❤️❤️ sayfasında gördüğüm ve yolculuklarda “şu takıları nasıl organize etsem” sorusuna cevap bulduğum bir öneriyle geldim size. Çok işime yaradı. Hem kolyelerim zarar görmüyor, hem kolayca birbirine dolaşmamış olarak taşıyorum, hem de kullandığım bir şalın arasına sarıp şalı daha verimli kullandım bavulda. Takı severlere ve seyahatlerde takısız çıkmayanlara gelsin bu post.
Çocuklarda dil gelişimi ile ilgili önemli bir araştırmayı paylaşmak istedim bugün. Siz çocukken nasıl geliştirdiniz acaba bu gelişimi.. Ben aile içi etkinliklerle geliştiğini düşünüyorum. Bir de şarkı sözlerinin etkisi olabilir. Ailede oynadığımız oyunlar öyle eğlenceli ve yaratıcıymış ki, şimdilerde drama yaklaşımıyla öğretilen tüm oyunların kökeni tam da ordaymış. Siz neler oynuyordunuz küçükken evde? Kitap okuyor muydunuz? Ben her hafta muhakkak bir kitap bitirirdim ilkokuldan beri. Hala öyle.. Hadi yorumlarda buluşalım ❤️
“1980’li yıllarda Amerika’da iki psikolog 16 aylık bebeği olan 42 aileyi üç sene boyunca ayda bir defa olmak üzere ziyaret ederek evdeki tüm konuşmaları kaydetti bu çalışma sonucunda yoksul ailelerde çocukların saatte ortalama 616 kelime yüksek eğitimli ailelerde ise çocukların saatte ortalama 2153 kelime duyduğu belirlendi. Bu sayılardan yola çıkarak ilk üç senede yoksul ailelerde çocuklarının toplam kelime sayısını yaklaşık 13 milyon eğitimli ailelerde ise 45 milyon olduğu düşünülüyor 30 milyon kelime farkı olarak ortaya konan bu çocuklarda konuşma ve okuma etkinliklerine arttırmaya yönelik başta Amerika olarak pek çok ülkede geniş kampanyalara yol açtı. Kelime öğrenmek ve dil yetilerini en erken yıllarda geliştirmek niçin önemlidir? Çocukların duydukları kelimelerle biyolojik düzeyde beynin dil bölgesi gelişirken bu bölge aynı zamanda beyinde dikkat ve öğrenme becerileri destek olan prefrontal korteksin de etkin şekilde çalışmasını destekliyor dolayısıyla erken çocukluktaki kelime dağarcığı çocukların okuma, anlama ve konuşma becerilerinin yanı sıra duygu ve davranış kontrolünde geliştirerek okul başarısı üzerinde önemli bir rol oynuyor. Bir çocuğun dil ortamını zenginleştiren düş kurmak ve kurgulamak gibi soyut düşünme becerilerini geliştiren kitaplarla en erken dönemlerden itibaren tanışıp zevk alması okumayı yaşamında önemli bir yere koyması okuma kültürü kazanmanın temelini oluşturuyor. Bu bağlamda parklarda çocuk festivalleri,şenliklerinde okuma saatleri düzenlemek, en önemlisi aile içinde kitap okuma alışkanlıklarını arttırmak çocukların dil ortamını ve okuma yazma kültürünü zenginleştirmek için büyük önem taşıyor.” İKSV2019
2018 #tb 🍃 Doğaya aşık ve adını Ay’dan alan bir kadın olarak geçenlerde doğaya zarar vermeden yaşayabilme ihtimali ile ilgili yapabileceklerimizi hatırlatan bir story paylaşmıştım. Bunların başında az alışveriş yapmak geliyor. Bir beyaz tişört için 2000 litre su harcandığını biliyor muydunuz mesela? 🍃 Zaman zaman iklim değişikliği ile ilgili seminerlere katılıyorum. Belediyenin çok kıymetli bir projesi vardı, orda kıymetli profesörleri, Buket Uzuner’i dinlemiştim. Yurt dışından çöp ithal ettiğimizi duymuştum ama ayrıntısını bilmiyordum. Duyunca kalbim acıdı. Bu konuya bakmak isterseniz küçük bir Google’lamak ve haberleri güvenilir kaynaklardan okuyabilirsiniz. 2018 yılında 33 bin tondu mesela ithal ettiğimiz plastik çöp ithalatı. 🍃 Marmara Denizi ve musilaj haberlerini okurken biraz da kaydır linklerle yönlendirildiğiniz tekstil ürünleri için harcanan suları da düşünmek nasıl olur? 🍃 Tabiki hepimiz her şeyin en güzeline layığız. Fakat acaba bunlarla ilgili neleri dönüştürebiliriz kendi hayatımızda? 🍃 Mesela artık klişe gelen el yıkarken, diş fırçalarken suyu kapatmak 🍃 Bulaşık ve çamaşır makinesini gerektiği zaman ve özellikle bulaşıkları sudan geçirmeden çalıştırmak 🍃 Duşa girdiğinizde suyun ısınması için beklediğiniz sürede o akan suyu bir kaba alıp evdeki başka işlerde kullanmak 🍃 Sebze&meyve yıkadığınız suları ev işlerinde kullanmak 🍃 Evde mümkünse çöp ayrıştırmak ve geri dönüşüme katkı sunmak, sebze&meyve&yemek artıklarını, çekirdekleri toprağa bırakmak ve gübrelemeye destek sunmak 🍃 Karbon salınımını azaltmak için dijitalde geçirdiğimiz zamanı tekrar düşünmek 🍃 Tek kullanımlık ürünler yerine dışarı çıkarken içecek ürünler için kendi termoslarınızı kullanmak 🍃 Hayvan ticaretini beslememek adına “cins” hayvan taleplerini tekrar düşünmek, o canların neler çektiğine bakabilirsiniz 🍃 Tavşan Ralph için hepimiz çok üzüldük ve paylaştık. Konuyu kadınların kozmetik ürünlerine indirgeyen bakış açısını tekrar düşünsek mi? Evde kullandığınız herhangi bir ilaç ya da deterjan için neler kullanılıyor acaba testlerde? Ya da herhangi bir deney nasıl yapılıyor “bilim” çalışmalarında? 🍃 Peki sizin yaptığınız başka neler var?
Çok kıymetli bir sayfa bana ve hikayeme yer vermek istedi. Keyifle kısacık öykümü paylaştım 💜
8 Yaşımda erik ağacına çıktığımda “kızlar ağaca çıkmaz” dedi bir komşu teyze. Ben o gün kız olmakla ağaca çıkmanın bağlantısını çözemediğim için itiraz ettim ve hep ağaca çıktım. Aklımı bildiğimden bu yana şarkı söylerim. Sokakta, parkta şarkı söylerdim arkadaşlarıma konser verirdim, coşkuyla alkışlardı arkadaşlarım, ben de coşkuyla daha çok söylemek isterdim. “Sokakta şarkı söylenmez bağıra bağıra, ayıp, sen kızsın biraz edepli ol” dediler. Öyle üzüldüm ki bu sözü duyduğumda. Şarkı söylemek tutkuydu benim için. İtiraz ettim. Büyüdükçe “kızsın yapamazsın” denilenlerin ne kadar fazla olduğunu farkettim. Hayalim konservatuvara girip daha iyi şarkı söyleyebilmek için eğitim almaktı. Bana memur çocuğu olduğum, “zengin” olmadığımız için “hobi olarak yine yap, zaten giremezsin” dediler. Ben konservatuvaragirdim. Üstüne bu sözlerin “toplumsal cinsiyet rolleri” ile ilgili olduğunu farkedip, yüksek lisans yaptım. Çünkü ayrımcılık hayatın her alanında, her bireyde can bulabiliyordu. “Kadının İnsan Hakları Eğitmeni” oldum. Bir gün Sığınmaevi’ne gönüllü çalışmalar yapmak için gittim ve kadınlarla, çocuklarla çalıştıktan sonra şiddete maruz bırakılmış kişilere profesyonel danışmanlık vermeye başladım. Hem danışman, hem solist, hem eğitmen olarak aynı kurumda çalıştım. Eğitim vermenin her zaman daha iyi öğrenme biçimi olduğunu keşfetmem üniversite yıllarıma dayanıyor. Eğitmenliğimin daha güçlü olması için “Pedagojik Formasyonumu” tamamladım. Yine öğrenmenin kişinin bağ kurmasıyla olduğunu okuldaki drama derslerimde farkedip “Drama Lideri” oldum. Gençken sanatın iyileştirici etkisine dair merakım ve sanatsal yollarla farkındalık çalışmalarına olan ilgim “Sanat Terapisti” olmama vesile oldu. Başkakültürler, müziklere olan merakım 10 dili aşkın dilde şarkılar söylememi, konserler vermemi ve yine kadınların öykülerini o dillerle şarkılar söyleyerek aktarmamı sağladı. Sonra albüm teklifi aldım. Tüm dijital platformlarda ulaşabileceğiniz yunanca albümüm var. Adı THALASSA, Deniz. Çünkü deniz bütün canlıları eşitler ve yaşatır. Müzik de öyle. Erik ağacında hissettiğim duygu, beni bugün bir kız çocuğuna “yapamazsın” diyen kim varsa karşında durmaya ve o kız çocuğunun yanında, arkasında bazen de önünde olmam gerektiğim günlere taşıdı. P. Neruda’nın çok sevdiğim bir sözü vardır “ölseydim birdenbire, bırakmazdım şarkı söylemeyi.” Benim hayat mottom busöz. Tutkumu buldum ve o tutku etrafında dönen başka dallara da tutunarak ben o ağaçla köklenip büyüdüm. Ve içimdeki o itiraz eden kız çocuğunun da elini hiç bırakmadım.
Sahne benim hayattaki en büyük aşkım.. En sevgilim, çığlığım, sesim, bedenim, kanım, terim, acım, kederim, neşem, coşkum, cesaretim, mutluluğum, yalnızlığım, kalabalığım ve şükürüm..
Aklımı bildiğimden bu yana şarkı söylerim ve bunu sahnede yapmak için çok emek verdim..
Okulunu okudum, en iyi dereceyle mezun oldum dört yılda. Okulumun tüm fakültelerinde sahneye çıktım. Başka üniversitelerin, yıllarca devlet sahnelerinin, özel sahnelerin, canlı müziğe sahne açan işletmelerin, sokak, bahçe, kumsal, ulusal-uluslararası hangi sahnede kendimi ifade edebiliyorsam çıktım şarkı söyledim.. 18 yaşımdan bu yana profesyonel olarak sahnelerdeyim. 21 yıldır.. İlkokuldan bu yana da amatör.. 34 yıl..
Bu aşk benim İŞİM.. BEN BİR YILI AŞKIN SÜREDİR İŞİMİ YAPAMIYORUM.
Sahne biz müzisyenler için AŞKTIR.. SADECE İŞ DEĞİLDİR!
Müzik sadece eğlendirmez, hepimize şifadır. Sanat binyıllardır insanı iyi eden şifa aracıdır. Varlığı bizim kendimizi anlamamıza ve ifade edemediklerimize araçtır. Bu sadece PARA ile ilgili de değildir..
Ben sahnede gözümü kapatıp şarkı söylediğimde karşıdan biri çocukluğundaki seslere gider, diğer kişinin memleketinin kokusu burnunda tüter, başka biri benim sesimin hüznüyle kendi duygusuna ulaşır ve o duyguyla tanışır, diğeri benim coşkumla belki kadehini kaldırıp “bazen neşe bazen keder hayat böyle sürüp gider” der ve “boşvermişim dünyaya” diye ekleyerek bırakır kederini orda..
200’e yakın müzisyen intihar etti bu süreçte. Geçinmekte zorlanan müzisyen dostlarım var. Başka işlerde çalışmak zorunda olan müzisyen dostlarım var..
Bu alanın görmezden gelinmesi bizi dönülmez akşamın ufuklarına doğru uğurlar. Çünkü sanatın iyileştiriciliği kişiye serotonin salgılattığı için, duygulara alan açtığı için pandemiyle mücadele etmeye de destek olacaktır. Hepimizin en ihtiyacı olan alan şu an SANAT!! Uygun olan koşullarda her müzisyenin, dansçının, oyuncunun sahne arkasında olan tüm emekçilerinin desteklenmesi ve bir an önce bu sektör için acil eylem planı hazırlanması gerekiyor..